Hayatımız boyunca vitrinlere, pürüzsüz yüzeylere ve hatasız görünen profillere aldanmaya çok meyilliyiz. Tıpkı kalemliğin köşesinde duran, yeni açılmış, ucu iğne gibi sivri ve boyası pırıl pırıl parlayan o kurşun kalem gibi... Ancak kendimize sormamız gereken asıl soru şudur: Gerçek değer o kusursuz görünümde mi saklıdır, yoksa yıpranmışlığın ardındaki emekte mi?
Kusursuzluğun İlizyonu
Yeni açılmış bir kaleme baktığınızda her şey mükemmel görünür. Fabrikadan yeni çıkmış gibi duran boyası, milimetrik hesapla açılmış jilet gibi ucu ve tam olan boyuyla estetik bir bütünlük sunar. Ancak o kalem henüz tek bir satır yazı yazmamış, zorlu bir matematik problemini çözmemiş veya bir mimari taslağa hayat vermemiştir. Sadece kutusunda veya kalemlikte durarak o kusursuz formunu korumayı başarmıştır.
Hiçbir risk almayan, sahaya inip ter dökmeyen, elini taşın altına koymayan insanlar için "sivri" ve hatasız görünmek her zaman en kolayıdır.
Dışarıdan bakıp eleştirmek, "Ben olsam şöyle yapardım" demek ve teoride mükemmel kalmak konforludur. Çünkü hiçbir iş üretmediğinizde, hata yapma ihtimaliniz de sıfırdır.
Yıpranmışlığın İçindeki Güzellik ve Emek
Görseldeki diğer kaleme baktığımızda ise apayrı bir hikaye görürüz. Boyası dökülmüş, ucu kütleşmiş, defalarca açılmaktan boyu kısalmış ve hırpalanmış bir kalem... İlk bakışta estetik veya kusursuz gelmeyebilir. Ancak bu kalemin arkasında devasa bir yaşanmışlık vardır.
Bu kütleşmiş kalem nelerin şahidi olmuştur kim bilir?
- Uykusuz geçilen gecelerde alınan sayfa sayfa notların,
- Silinip silinip tekrar çizilen, en sonunda başarıya ulaşan büyük projelerin,
- Belki de bir çocuğun okuma yazma öğrenirken kağıda döktüğü o ilk titrek harflerin...
Üzerindeki her çizik, kısalan her milimetresi, harcanan bir emeğin ve üretilen bir değerin en büyük kanıtıdır. Dünyayı değiştiren, kağıtta iz bırakan ve kalıcı olan eserler, o kusursuz görünen kalemlerle değil; ucu körelene, boyası dökülene kadar çalışıp üreten kalemlerle yazılır.
İz Bırakmayı Seçin
İş hayatından kişisel gelişimimize, ilişkilerimizden hayallerimize kadar hayatın her alanında bu basit metafor karşımıza çıkar. Hata yapmamak uğruna hiçbir eyleme geçmeyenlerin dünyasında, denemekten ve üretmekten yıpranmış olanların cesareti her zaman çok daha değerlidir.
Kusursuz görünme çabası, çoğu zaman eylemsizliğin en güzel kılıfıdır. Eğer "ucunuz" hayatta hiç körelmiyor, üzerinizde tecrübenin getirdiği hiçbir "çizik" oluşmuyorsa, belki de kendi potansiyelinizi sandıkta saklıyorsunuzdur.
Sivri, kusursuz ama kullanılmamış olarak kalmaktansa; üreterek, deneyerek, bazen hata yapıp doğruları öğrenerek yıpranmayı seçin. Unutmayın; tarihi kutusunda pırıl pırıl bekleyenler değil, ucu körelene kadar iz bırakanlar yazar.